Bölüm V 2018-12-27T08:14:56+00:00

Beni ezen, hem de korkunç ezen, yaşanan, her gün yinelenen güncel kaos!

Görsel anlatımını genelde tiyatro izleği üzerinden kuran Ertel, “Doğurgan Döngü” adını verdiği çalışmalarında, sahne mekânı gibi konumlandırdığı kâğıdın kenarlarından ortasına/sahneye doğru uzanan maskların oluşum sürecini yansıtır. Bu resimlemelerde, birbirine geçmiş bir etki yaratan, devingen ve spiral biçimlerden oluşan çizgilerin, birkaç masktan/ karakterden oluşan bütünü ya da karakterler arasında kurulan ilişkiyle ortaya çıkan bütünü var ettiği görülür. Böylelikle sergiyi belirleyen her bir çalışma, kendi fiziksel sınırları içerisinde sürekli metamorfoz geçiren mask imgesinin anlık kareleri olarak izleyicinin karşısına çıkar.

“Düşünürken çizmek, çizerken düşünmek… Bunlar, birbirinden hiç ayırmaksızın sürekli yaptığım bir şey… Çoğu kimsenin yaptığı gibi. Çiziştirmek de diyebilirsiniz buna… Bir konuyu, görsel bir biçime dönüştürürken, bir düşünceyi somutlaştırırken, biçimlerken, süregelen çiziştirmek eylemi… İşte böyle başladı. Çizginin ritmi ister istemez bir dokuyu oluşturdu. O doku ki, başta doğada olmak üzere, her gün, her an karşılaştığımız, her şeyde bulduğumuz bir doku… Yalnız bu doku doğada çok karmaşık…
Bunları benzetmelerle, çağrışımlarla yeniden düzenleme, insanoğluna egemen olan bir eğilim. Özellikle yirminci yüzyılın olanaklarıyla doğadaki bu dokuyu saptamak daha da kolaylaştı.” (…)

“Bugüne dek amaçlı çizgi peşindeydim. Her afişin amacı, taşıması gereken içerik önceden kesinlikle belirlenmişti. Önemli olan ilk bakışta, bakana bir mesaj iletmesiydi… Bu kez çizgide somut bir amaç yoktu. Ama başka bir şey vardı: Beni ezen, hem de korkunç ezen, yaşanan, her gün yinelenen güncel kaos!

Çevremizde, içinde yaşadığımız ortamda kimliği belirlenmeyen (Ne çok rastlar olduk bu söze, farkında mısınız, gazetelerde, radyoda, televizyonda, her haberde; ‘kimliği belirlenemeyen…’), evet kimliği saptanamayan, bizim dışımızda, bize egemen olmaya çalışan bir kaos var.

Açık seçik tanımlanamayan, her an hepimizi tehdit eden, karmaşık, çok yönlü, her an baskısını artıran bir şey bu, bu kaos, bu baskı, bu güncel korku benim için bir karabasandan, bir sanrıdan farksızdı. Ve bunu dışarı atmam, kusmam gerekiyordu. Sonuç: Bu güncel kaosu çizgiyle kustum…”

Bu sergi için ürettiği çalışmaları haber veren çizimler, daha önce gerçekleştirdiği afişlerinde görülmektedir. Kimi kez de bu süreç tersine çalışmakta, “Doğurgan Döngü” dizisinde yer alan bir çalışma, daha sonra tasarladığı oyun
afişinde mesajı aktaran ana görsel öğe olmaktadır. Bu şekilde oluşturduğu bir tasarım, “Uzun İnce Bir Yol” adlı afiştir. Afişte, Ertel’in yaşam-zaman, kum saati ve dönüşüm süreçlerini yansıttığı bir resimleme, oyunun konusunu aktaran bir metafora dönüşmüştür.

Zamanla bu çiziştirmeler, bu desenler büyüdü, gelişti, daha kesin anlatım biçimleri kazandı. Malzemenin getirdiği öğeler yeni olanaklar sağladı. Önce gölgeler, sonra renk, belki de umudun simgesi renk kendiliğinden geldi… Bunların tümü o karabasandan kurtulma çabasıydı…

Deli Dumrul’un dekorunu yaparken Elif’in emeği ile oluşan kilimi aldım, birleştirici, bütünleyici bir simge olarak.

“Oyun, bin yıl önce bugün, Oğuz illerinde Anadolu’da geçer” diye başlıyor Deli Dumrul’a, Güngör Dilmen. Yanılgıya düşmeyelim, der gibi ulusal yazınımızın bilinen en eski örneği, çağa koşut olarak yineleniyor, yenileniyor. Ulusaldan yola çıkıp evrensele varıyor, yeniden yazılırken. Atasözleri, tekerlemeler, deyimler anlamı pekiştiriyor. Geleneksel gösteri sanatlarımızın izleri renk ve boyut katıyor oyuna. Gerçek bir ozan yaklaşımıyla yazar, sözcüklerin anlamlarına yeni anlamlar katıp oyunu zenginleştiriyor. Güngör Dilmen sanatsal olanı yeğliyor genellikle fakat insancıl yaklaşımı, üstün gözlem yeteneği ve eleştirici tutumuyla da istese de, istemese de siyasal bir içerik kazandırıyor eserine. Konu, temelde değişmeyen çelişkileri içerdiği sürece, bütün zamanlarda geçerli bir ortak sonuca varılacak ve her zaman güncel olacaktır. Canguz Oğullar, Bilge Dedem Korkut karşıtlığı günümüzde sürmüyor mu? Tüm başarı tutkusu, bencillik, korku, umut, yılgı ve dostlukla simgelenmiyor mu? Hepimiz, öğütlerle, söyleşilerle kendi isteklerimiz doğrultusunda çevremizdekilerin yönlenmelerini istemiyor muyuz? Yararlıyı üreten hünerli elleriyle güzel Elif [ise], kilim tezgâhında binlerce yılın bilgi ve beğeni birikimini güzelleyerek dokuyor ve “erdemi düşün” derken sunduğu ayranı ekşi bulan Dedem Korkut’a: “Çokça bekletilen erdem de ekşir./Ben senin gölgende hazırakondum erdeme. / Ama durup duran erdem ne ola? / Beri gel Dedem Korkut, senin bilgeliğin de ekşimesin” diyebiliyor.
Otsuz ocaksız bozkırlarda, yeri, duvarı, yatağı, minderi, örtüsü hatta çatısı da kilimlerden oluşan, kilimlerinin nakışında atalarının yaşam öyküsünü yansıtan anaların gerçek simgesi Elif, Anadolu’nun anlamı bence. Bu nedenle, Deli Dumrul’un dekorunu yaparken Elif’in emeği ile oluşan kilimi aldım, birleştirici, bütünleyici bir simge olarak. Oğuz illerinden, Anadolu’ya süregelen geleneksel nakış biçimlemelerinde çoğunlukla kullanılagelen bir motifi çekirdek olarak seçtim. Dekor, bu motifin çoğaltılması ile oluştu. Yönetmenin istekleri ve yorumu doğrultusunda sahne olanakları, yapım koşullarının olumlu ve olumsuz zorlaması ile oyunla özdeşleşti. Bin yıllık bir zaman dilimini içeren mekân kavramı ve oyunun gerektirdiği devingen değişime, sahne mekaniği, ışık ve resim yansıtma yöntemleriyle yardımcı olmaya çalıştım. (…) Alışılagelmiş tabana dayalı dekor yerine ana unsur olarak benimsediğim kilimin niteliklerinden kalkınarak, dekoru yukarıdan aşağıya sarkıtarak kullandım. Tabanda ise 360 derecelik dönme olanağı sağlayan sahne mekaniğinden yararlanmayı amaçladım. Bin yıllık bir çınarın dibine yakın bir yerden kesilmiş gövde kalıntısını anımsatan eğri bir yükselti kullandım. Kilim birleştirici, bütünleyici bir simge idi benim için.”

Uluslararası dünya ile olan ilişkilerini de sürdürmeye devam eden tasarımcı, yine bir başarıya imza atacaktır. 1979 yılında katıldığı, 1980 Uluslararası Moskova Olimpiyat Oyunları Afiş Yarışması’nda, üçüncülük ödülüne layık görülerek, bronz madalya kazanır.

… yarışmanın koşulları arasında olimpiyatların “BARIŞ” konusunu simgelediği ve katılacak eserlerde özellikle bu temanın ağırlıklı olmasının istendiği belirtiliyordu. Bu anafikri irdelediğim zaman, spor dallarının çeşitliliği içinde tek dalın kullanılmasının kapsamı daraltacağını gördüm. Tüm spor dallarını kapsayacak bir ortak simge araştırdım, bu da beni olimpiyat simgesi olan çanakta alev biçimlemesine götürdü.
Alevin görsel etkileri ile oluşan genel grafik parçalama anlayışını geleneksel hat sanatımızın bendeki izleri ile istifleyerek yanma olayını ve noktasını ak bir zeytin dalı ile noktaladım.

Bir bütüne ulaşmaya çalışıyorum… Dönüşümler, bunlar olsa gerek.

Mengü Ertel’in Ankara’da Galeri Nev ve İstanbul’da Maçka Sanat Galerisi’nde açtığı, “Oyuncular”, “Yüzler” ve “Tiyatrografi” adlarıyla grupladığı resimlemelerden oluşan “Oyuncular” sergisi, daha önce açmış olduğu sergilerdeki gibi mask imgesini ele alışıyla, tiyatro sanatı esininden izler taşır.

Maskların kâğıdın fiziksel sınırlarını belirlediği bu çalışmalarda Ertel, Antik Yunan, Etrüsk, Maya ve Afrika maskları kadar, şaman rahiplerin ve büyücülerin ayinler esnasında kullandığı maskları da çağrıştıran resimlemeleriyle, tiyatro ve insanlık tarihi arasında bağ kurar.

… çalışmaya başlamadan önce uzun uzun şiir okuduğumu, zaten şiirle resim arasındaki bütünlüğü tüm yaşantım boyunca aradığımı söylemek isterim. Şiirin beni zenginleştirdiğini düşünürüm her zaman. İslamabad’daki cami panosunu yaparken de Çanakkale Seramik fabrikasının teknolojik olanaklarıyla şiirsel mesajı biraraya getirmeye çalıştım. Ben bunları “meşk” gibi, hattatın elini kırması gibi düşünüyorum. Bir estetiği yakalamaya çalışırken minyatür lezzetleri de irdelemeye çalışıyorum. (…) Benim yaptıklarım grafikten ayrılmayan, içinde resim tadları bulunmaya çalışılmış resim çalışmalarıdır.

Bu sergide yer alan, “Oyuncular” dizisinde ise Ertel, bir tiyatro sahnesi şeklinde yansıtılan gündelik yaşam temsillerini, bireyler/ oyuncular arasında gözlemlenen mizahi, ironik ve kaotik ilişki biçimleriyle sergilemiştir.

Resim düzleminin iki boyutluluğuyla ilgilenmesi Escher’in bakışını Doğu bezemeciliğine yöneltir. Metamorphose’a dek uzanan çalışmaları bu yönelişin süreğidir. Bu kez, Escher’in yapıtlarında yapı kuruculuğu çevrelem (contour) yüklenir. Escher’in, düzlemin boşluksuz bölümlenmesine dayanan çalışmalarında, çevrelemin de iki yönlü belirleyiciliği vardır (aynı temel yapıya Doğu bezemeciliğinde de rastlanır)

Kâğıdı önlerine alırlar ve kalemle sürekli meşk ederlerdi, korkunç bir disiplinle…

2000 yılına girmeden bir sergi açmak istiyordum. Tiyatro ve sinema kahramanlarının yer aldığı bir dizi yapmak, bunları amblemleştirmek gibi bir düşünceydi bu. 1998’in Haziran ayında çalışmalara başladım. Yıllardır birikmiş olan eskizlerden de yola çıktım. Ve elime bir kalem geçti. Hat sanatında kullanılan kesik, kamış uçlu, hat kalemi… Bununla çalışmaya başladım. Hat sanatında kalem oyunlarına, gölgelemeye, birbirini takip eden çizgileri meydana getirmeye çok müsait bir kalem bu. Bu kalemle portreler çizmeye başladım ve 15 resim yaptım.